taslak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taslak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ocak 25, 2012
Ekim 22, 2011
Bir zamanlar, şimdi. Çalıntı değil - alıntı
Sevgili Öykü (sis.) nün bu yazısı beni eğlendirdi, hemen paylaşmak istedim! Teşekkürler...
Bir zamanlar, şimdi.
Bir zamanlar, şimdi.
önceden günlükler vardı. yazardık da yazardık. yalan söyledim ben yazmazdım, bir iki sayfa karalama dışında günlük tutmuşluğum yok. hep de gidip almışımdır güzel, kilitli olanlarından. çok gizlim saklım var ya. ama işte her günü not etme alışkanlığı kazanamadım bi türlü. küçüktüm, gençtim. çok pişmanım..
of hayır tabi ki pişman falan değilim. zaten bana hep sinsi gelmiştir günlükler.
‘bugün falanca kişilerle buluştuk, x diye bi çocuk geldi, çok yakışıklıydı. kaltak y bütün gün onu kesti. zaten y hep kaltaktır.’
sinsiliğe bakar mısın.? isimleri salladım bu arada, gerçekle alakası yoktur, yakınımdaki x ve y ler üzerine alınmasın ki yanlış anlaşılmaya mahal vermeyelim.
ha bir de tam şu an bi erkek günlüğü düşündüm mesela. neler düşündüysem artık o kadar olmadı ki. erkek günlüğü ya, ne olabilir.? iğrenç işte. genel konuşmuyorum tamam. sanki bütün erkekler günlük tutuyormuş gibi..
artık bloglar var zaten. ve bu benim ilk blogum değil. önüme gelen siteye üye olur, yazar kaçarım. kalamam öyle bi yerde fazla uzun süre. tutunamadım işte anla. sevgili Sıla’cığımın da dediği gibi ‘kafa nereye biz oraya’ bi nevi.
vatana millete hayırlı olsun derdim ama burada vatan da benim millet de. burası benim kendi kendimi, kendim için yönettiğim küçük bir krallık. gelmeyin demiyorum tabi, buyrun kapımız açık.
neyse günlük diyorduk, blog diyorduk.
blog iyidir. insanların yazdıklarını okumak, fotoğraflarına bakmak, nelerden hoşlanır, nelerden hoşlanmaz, inciğini cinciğini araştırmak, yeni birilerini tanımak.. güzel şeyler bunlar. ama bakınız günlükte bu yok. gizli işte baştan kaybetmiş . yani ben şimdi birinin günlüğünü okusam çaktırmadan, ben de sinsi olacağım. zaten çok da tın .
bloglar günlüklerin sanallaşıp level atlamış versiyonudur bi nevi, aynı kan arkadaş.!
ama yine de;
gizli gizli günlük okumak out ↓
gizli gizli blog okumak in ↑
Ekim 10, 2011
yalnızlık...
yalnızlık üç noktadır, ard arda...
yalnızlık bir keman sesi , sadece senin duyabildiğin, taaa uzaklardan gelen;
ya da iki mısradır en sevdiğin şarkıdan mırıldandığın.
yok yok ,bazen de sessizliktir yalnızlık,dinginlik...
patlamış mısır eşliğinde izlenen bir film,
ya bitirilemez hiçbir zaman ya da tekrarlanır çoğu zaman...
derin ve ince bir hüzündür aslında, öyle bir içtedir ki kendin bile hissedemezsin belkide yalnız olsan da....
bazen mutluluk olur yalnızlık, rüzgar nereye sen oraya gidersin sanki, ama çoğu zaman da aynı yerde kalırsın aslında...
bazen yağan yağmur olur senin için, bazen de açan güneş anlayamazsın...
yalnızlık işte, bazı gecelerde yukarılarda parlayan ay ve yıldızlar oluverir,
bazen de deniz kenarındaki midye kabukları,en güzelini buldum dediğin...
'kendin çal kendin oyna' dır...
kitap arasında kurutulmuş kuru bir çiçek, tavanarasında unutulmuş tozlu anıdır...
sokakta kalmış bir kişidir yalnızlık...
iki sevgilinin yanyana, eleele, gözgözeyken birbirlerini aslında hiç anlamamalarıdır...
gecenin ayazında gördüğün kedidir, tek başına titreyen...
çok şeydir yalnızlık aslında...
tuhaf şey sanki yalnızlık.
etrafın onca kalabalıkken, içinde, taa derinlerde kimi zaman bir başına hissedişindir aslında yalnızlık...
ve aslında her ne kadar nankör bir dost gibi dursa da; en sempatik, sevimli haliyle yanı başında durandır her an...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

